Rize'nin camisinden çıkan da bu şehrin insanıdır. Farklı giyinen genç kız da… Tarlasında çalışan kadın da…Üniversitede okuyan öğrenci de…
Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yavuz Köktaş’ın tepki çeken konuşmasının kamuoyunda yarattığı tartışma devam ederken sosyal medya üzerinden ikici açıklaması işin tuzu biberi oldu. Savunma yaparken baltayı taşa vurdu:
“Amerika neyse Türkiye de o…” yargısına ısrar ederken gemileri yakmış gibi davrandı.
Bu kadar büyük bir hükmün birkaç sokak gözleminden hareketle kurulması gerçekten tartışılmalıdır.
Türkiye'nin toplumsal yapısını Amerika ile aynı kefeye koymak, milyonlarca insanın hayatını ve inancını tek bir cümleye sığdırmak değil midir?
Türkiye'nin elbette değişen bir toplum yapısı var.
Ama bu değişimi anlamak için daha fazla veriye, daha fazla araştırmaya ve daha fazla sosyolojik okumaya ihtiyaç var.
Özellikle bir ilahiyat fakültesi öğretim üyesinden beklenen de belki tam olarak budur:
Sadece hüküm vermek değil, toplumu anlamaya çalışmak.
Eleştiri hakkımız var. Ama genelleme hakkımız var mı?
Sayın Köktaş'ın ikinci açıklamasında önemli bir nokta var.
Kendisinin de ifade ettiği gibi, kullanılan dilin daha makul olması gerektiği konusunda hemfikir.
Bence tartışmanın özü tam olarak burada.
Kimse insanların inançları konusunda düşüncelerini açıklamasına karşı çıkmamalı.
Kimse toplumsal yozlaşmadan duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği için susturulmamalı.
Ancak düşünce özgürlüğü, genelleme özgürlüğü anlamına da gelmemeli.
Hele ki konu bir şehir olduğunda…
Rize, üzerinde konuşulup hüküm verilecek sıradan bir yer değildir.
Burada yaşayan insanların da onuru, inancı, yaşam biçimi ve tercihleri vardır.
Rize'nin insanına biraz haksızlık olmadı mı?
Asıl sorum şu:
Rize insanı gerçekten birkaç sokak görüntüsünden mi ibarettir?
Cevabın “hayır” olduğunu düşünüyorum.
Rize'nin camisinden çıkan da bu şehrin insanıdır. Farklı giyinen genç kız da… Tarlasında çalışan kadın da…Üniversitede okuyan öğrenci de…
Esnaf da…
Memur da…
İmam da…
Öğretmen de…
Farklı dünya görüşlerine sahip insanlar da, hepsi Rize'nin parçasıdır.
Bir şehrin değerlerini korumak istiyorsak, önce o şehrin insanını birbirinden ayırmadan anlamayı öğrenmeliyiz.
Çünkü ahlak, sadece başkasının kıyafetini eleştirmekle değil; başkasının insanlık onuruna saygı göstermekle de ilgilidir.
Rize'nin sokaklarında gördüğümüz değişimleri konuşalım.
Gençlerin dünyasını konuşalım.
Aileyi konuşalım.
Ahlakı konuşalım.
Dini değerleri konuşalım.
Toplumsal dönüşümü konuşalım.
Hatta gerekiyorsa çok sert eleştirelim.
Ama bunu yaparken Rize'ye de, Türkiye'ye de, insanımıza da haksızlık etmeyelim.
Çünkü bir toplumu düzeltmenin yolu, önce o toplumu küçümsemekten değil, onu anlamaktan geçer.
Ve belki de bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:
Rize mi değişti, Türkiye mi değişti, yoksa biz değişimin kendisini anlamakta mı zorlanıyoruz?
Rize’de ve Türkiye’de köylerin boşalması, terk edenlerin şehrin varoşlarına değil tam göbeğine yerleşmeleri ölçüsüz bir özgürlük rüzgarına sebep oldu.
Ülkenin pek çok vilayetinde kısa süreli gözlemlerim oldu. Manzara her yerde aynı. Gerçekten yatak kıyafetleri ile sokağa çıkanların ayırımsız bütün ülke sathına yayıldığını müşahede ettim.
Üzerinde çokça düşünmemiz gereken bu hayatı altüst oluş en çok da akademisyenler tarafından incelenmeli çözüm yolları yine aynı çevrelerce bulunmalı, önerilmelidir.
Baki selam ve dua ile